Bugün insanlar her şeye çok hızlı ulaşıyor ama giderek daha huzursuz yaşıyor. Daha steril evlerde oturuyoruz ama daha kırılgan hale geliyoruz. Daha fazla iletişim kuruyoruz ama birbirimizi daha az hissediyoruz. Belki de bu yüzden kediler modern insanın hayatında hiç olmadığı kadar önemli bir yere gelmeye başladı.
Çünkü kediler insanı yavaşlatıyor.
Bir kedinin cam kenarında saatlerce oturabilmesi, hiçbir şey yapmadan sadece yanında durabilmesi, bazen sessizce gelip insanın yanına kıvrılması… Bunların hepsi aslında unuttuğumuz bir ritmi hatırlatıyor bize.
Bu sayıda insanlarla kediler arasındaki bağa biraz daha farklı yerlerden bakmaya çalıştık. Bazen bilimsel tarafından baktık, bazen psikolojik tarafından, bazen de sadece hayatın içinden baktık. Ama ortaya çıkan şey hep aynıydı: İnsan ile hayvan arasında düşündüğümüzden çok daha derin bir ilişki var.
Bugün artık bilim de bunu daha açık konuşmaya başladı. İnsanların hayvanlarla temas ettiğinde stres seviyelerinin değişmesi, yalnızlık hissinin azalması, bağ kurma mekanizmalarının aktive olması artık sadece “duygusal yorumlar” değil. İnsan bedeni ve zihni gerçekten cevap veriyor.
Ama mesele sadece bilim de değil aslında.
Çünkü bazı şeyleri insanlar zaten yıllardır hissediyordu.
Bir kedinin eve huzur getirdiğini…
Sessizliğin bazen iyi geldiğini…
Bir canlının yanında olmasının insanı değiştirdiğini…
Belki de bu yüzden insanlar kedilerine “evladım”, “canım”, “ailem” demeye başladı. Çünkü birlikte yaşadığımız canlılar zamanla hayatımızın kenarında duran varlıklar olmaktan çıkıyor. Evimizin, rutinimizin, duygularımızın bir parçası haline geliyorlar.
Bu sayı boyunca en çok hissettiğim şey şu oldu:
Kediler bazen insanlara yeni bir şey öğretmiyor aslında. Sadece unuttuğumuz taraflarımızı yeniden ortaya çıkarıyor.
Biraz sakinleşmeyi…
Birlikte yaşamayı…
Teması…
Vicdanı…
Ve merhameti…
Dr. Tarkan Özçetin